Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
22 Temmuz 2026 Çarşamba
Gündem

AĞLAYAN AMA GÖZYAŞINI GÖSTERMEYEN BİR TÜRKİYE

Hangi İşletmeye Gitsem. Kiminle Telefonda Konuşsam Hep Aynı Kelime:

Yazar: Mehmet BARUNDUK

Haber Giriş Tarihi: 22.07.2026 - 16:01

Haber Güncelleme Tarihi: 22.07.2026 - 16:01
haber resim

“Mahvolduk!”

Ama nedense bu cümle meydanlarda değil, evlerde söyleniyor. İş yerlerinin arka odalarında, esnaf sohbetlerinde, dost meclislerinde fısıldanıyor.

Herkes şikâyetçi.

Sanayici şikâyetçi. Esnaf şikâyetçi. İşçi şikâyetçi. Emekli şikâyetçi. Asgari ücretli zaten konuşacak hâli kalmamış.

Makineler çalışmıyor. Üretim yavaşlıyor. İşveren, “İşçi çıkarmak zorundayım” diyor. Esnaf ve küçük işletmeler yeni eleman alamıyor. İnsanlar ay sonunu değil, haftanın sonunu nasıl getireceğini hesaplıyor.

Türkiye'deki ekonomik buhran giderek derinleşiyor.

Her geçen gün biraz daha büyüyor.

Ve sanki hep birlikte dipsiz bir kuyuya doğru ilerliyoruz.

Ama garip olan şu:

Ses yok!

Gündeme bakıyorsunuz; bir belediyeye baskın yapılmış, bir ünlü hakkında tutuklama ya da gözaltı haberi çıkmış, başka bir operasyon gerçekleştirilmiş...

İnsanlar birkaç dakika konuşuyor.

Sosyal medyada bakıyor, haberi okuyor, yorumunu yapıyor ve geçiyor.

Çünkü artık insanların büyük bir bölümünün asıl gündemi başka.

Geçim derdi!

Kirasını nasıl ödeyecek?

Kredi kartının asgarisini nasıl yatıracak?

Çocuğunun okul masrafını nasıl karşılayacak?

İşini kaybederse ne yapacak?

Esnaf dükkânını açık tutabilecek mi?

Sanayici üretime devam edebilecek mi?

İşçi yarın sabah yine aynı fabrikaya gidebilecek mi?

Emekli bir sonraki maaşa kadar cebindeki parayı nasıl yetiştirecek?

İnsanların gerçek gündemi artık bunlar.

Bir tarafta geçim sıkıntısı büyürken diğer tarafta inanılmaz bir tüketim görüntüsü var. Maliyeti 30 lira olan kahve 300 liraya satılıyor, kafeler yine doluyor. Özellikle gençler harcıyor. Kredi kartları kullanılıyor, borçlar erteleniyor.

Dışarıdan bakınca hayat devam ediyor.

Ama içeride bambaşka bir Türkiye yaşıyor.

Öyle bir Türkiye ki insanları geceleri hesap makinesinin başında faturalarını düşünüyor, sabah olduğunda hiçbir şey olmamış gibi işe gidiyor.

Cebinde para yok ama yüzünde tebessüm var.

Borcu var ama kimseye söylemiyor.

İşini kaybetmekten korkuyor ama belli etmiyor.

Geleceğinden endişeli ama çocuklarının yanında güçlü görünmeye çalışıyor.

Bugün milyonlarca insan aynı hayatı yaşıyor.

İçinden haykıran ama dışarıya tebessüm eden insanlar...

İşte bugünün Türkiye'sini belki de en iyi anlatan cümle budur.

İçeride fırtınalar kopuyor.

Dışarıda sessizlik...

İçeride korku var.

Dışarıda tebessüm...

İçeride, “Ben ne yapacağım?” sorusu var.

Dışarıda, “Çok şükür, idare ediyoruz” cümlesi...

Peki neden?

BU SESSİZLİĞİN SEBEBİ NE?

Korku mu?

İnsanlar konuşmaktan mı çekiniyor?

Yoksa mesele artık çok daha başka bir noktaya mı geldi?

“Elimde olandan da olmayayım” düşüncesi mi insanları susturuyor?

İşçi, “Sesimi çıkarırsam işimden olurum” diye mi düşünüyor?

Esnaf, “Konuşursam başıma iş gelir” endişesi mi taşıyor?

İşveren, “Zaten zor ayakta duruyorum, bir de başka sorunlarla uğraşmayayım” mı diyor?

Yoksa toplum olarak hiçbir şeyin değişmeyeceğine inanıp sessizliği mi seçtik?

İşte asıl sorgulanması gereken budur.

Çünkü bu meselenin partisi yok.

Sağcısı yok.

Solcusu yok.

Şucusu, bucusu yok.

Pazardaki fiyat etiketi siyasi görüşünüzü sormuyor. Ev sahibi hangi partiye oy verdiğinize bakarak kirayı belirlemiyor. Elektrik faturası siyasi kimliğinize göre gelmiyor. İşsizlik kapınızı çaldığında hangi görüşten olduğunuzu sormuyor.

Dert ortak.

Sıkıntı ortak.

Izdırap ortak.

Ama sessizlik de ortak.

İnsanlar kendi aralarında konuşuyor.

Sanayici sanayiciye anlatıyor.

Esnaf esnafa dert yanıyor.

İşçi arkadaşına yakınıyor.

Emekli kahvede anlatıyor.

Sonra herkes susuyor.

Belki de ekonomik krizden daha tehlikeli olan tam olarak budur.

Bir toplumun yaşadığı sıkıntıya alışması...

Umudunu kaybetmesi...

Ve en sonunda, hiçbir şeyin değişmeyeceğine inanması.

Çünkü insanın cebindeki para bittiğinde yeniden kazanılabilir.

İşler bozulduğunda yeniden düzeltilebilir.

Ekonomi çöktüğünde doğru politikalarla yeniden ayağa kaldırılabilir.

Ama bir toplumun umudu tükenirse, onu yeniden ayağa kaldırmak çok daha zordur.

Bugün karşımızda belki de tam olarak böyle bir tablo var.

Abone Ol
En İlgi Çeken Haberler